Yazar arşivi Mesut Kagan Yıldıran

ileMesut Kagan Yıldıran

Yazma Teknikleri Nelerdir? Hem Geleneksel Hem Dijitalde Yazma Teknikleri

Yazma teknikleri, üzerinde çalışılan ürene göre değişkenlik gösteriyor. Roman ve senaryo yazarlığı, metin yazarlığı, reklam yazarlığı, oyun yazarlığı ve son zamanlarda hayatımıza giren içerik yazarlığı -SEO Odaklı- birbirinden farklı teknikler kullanılarak üretiliyor. 

Bu yazımızda sırasıyla;

Reklam Senaryosu Yazımı

Roman Yazımı

Film Senaryosu Yazımı

Metin Yazarlığı

SEO Odaklı Yazı

Dijital Reklam Metinleri anlatılacaktır.

Eğer yazma konusunda meslek edinecekseniz, “Bu alanların hepsinde uzman olmak neredeyse imkânsızdır. Dolayısıyla bu alanlardan biri veya ikisi üzerinde çalışmak en doğru seçim olacaktır.

Reklam Senaryosu Yazımı

Reklam senaryosunun ilgi çekici olması ve izleyenleri etkilemesi gerekmektedir. Mutlaka bir slogan bulunmalıdır. Bu slogan hedef kitleyi harekete geçirecek kelimelerden oluşmalıdır. Reklam metinleri hazırlandıktan sonra senaryosu oluşturulur. Senaryo oluşturulurken mekan ve mekansal figürler, karakter, seslendirici ve prodüksiyon kurgulanır. İlgi çekici bir senaryo ile ürünün özelliğine uygun olarak reklam tasarlanmalıdır. Reklamlar kısadır ve diyaloglar azdır. Bu sebeple cümleler slogan gibi izleyenlerin diline dolancak türden olmalıdır. Aklınıza dillere pelesenk olmuş reklam sloganlarını getirin!:) Tüm bunlara dikkat edildiğinde marka kimliği pekiştirilmiş olur ve tüketicinin zihninde yer edinmiş olur.

Roman Yazımı

Yazma teknikleri arasında en detaylı olanı roman yazarlığı olduğundan bunu biraz açmak gerekiyor. Roman yazımı; detaylı düşünme, araştırma, geliştirme, çoklu kurgu yapısı gerektiriyor. Hikâyenin anlatı yapısı, hikâyenin derinliği ve alanı, üç boyutlu karakter yapılandırılması önem arz ediyor. Bir edebi eserde tüm fiil çekimleri kullanılıyor. Doğru zaman kiplerini yakalamak ve akıcılığı sağlamak hem yorucu bir işlem hem de hata payını arttıran önemli bir etken olarak karşımızda duruyor. Dikkat edilmesi gereken hususlar bunlarla da bitmiyor. Türe uygunluk ya da sıra dışılık dengesi eserin göreceği ilgiyi belirliyor. Yayımlanan bir eserde, roman yazarı ve okuyucu arasında özel bir ilişki kuruluyor. Bir yazardan, tüm bu unsurları kontrol ederek kendine has bir üsluba sahip olması bekleniyor.

Sonuç olarak roman yazarlığı, üzerinde detaylı düşünülmesi ve çalışılması gereken zorlu bir alandır. 

Diğer Yazım Tekniklerine Bir Bakış

Film senaryosu, roman kadar betimleme içermiyor. Çünkü senaryo filme alınırken zaten görselleştiriliyor. Yazılı ürün kendi başına seyircinin önüne çıkmadığı için roman gibi tashih çalışmaları da gerektirmiyor. Ancak senaryo yazılırken; filmin bütçesi, üretim zorlukları gibi unsurlar mutlaka hesaba katılıyor. 

Bu alanda kendini geliştirmek isteyenler James Monaco’nun “Bir Film Nasıl Okunur” ve David Bordwell- Kristin Thompson’un “Film Sanatı” kitaplarını kitapyurdu.com platformundan uygun fiyatlara edinerek kendilerini geliştirebilirler. 

Bir diğer konu olan metin yazarlığı da kendi içinde çeşitlere ayrılıyor. Her kurum bünyesine kattığı metin yazarını farklı işler için kullanabiliyor. Örneğin bir TV kanalında format bulmanız ve formatın içeriğini yazmanız isteniyor. Ajanslar verdikleri hizmete göre eğitim, video senaryosu, içerik gibi çeşitli türlerde çalışma yapmanızı bekleyebiliyor. Reklam yazarlarından onlarca sayfalık dokümanı bir cümleye veya slogana indirgemesi bekleniyor. Reklam yazarı olan birinden strateji, pazar bilgisi, temel tüketici alışkanlıkları gibi konulara hâkim olması isteniyor. 

SEO günümüzde önemli olduğu için bu konuyu ayrı bir başlıkta ele almak gerekiyor. Ancak burada anlatılanlar sınırlıdır. Daha geniş bilgiye, udemy.com platformunda uygun fiyatlarla satın alabileceğiniz eğitimlerle ulaşabilir, bu alanda kendinizi geliştirebilirsiniz.

Günümüzün Olmazsa Olmazı: SEO Odaklı Yazılar

SEO (Search Engine Optimization), adından da anlaşılacağı gibi, Google gibi arama motorlarının içeriklerinize ulaşması için yaptığınız metinsel düzenlemeleri kapsıyor. Google arama motorları kullanıcıların aradığı kelimelerle web sitelerindeki metinlerde geçen kelimeleri eşliyor ve bu eşleme sonucuna göre en uygun içeriği kullanıcılarına sunuyor. Bunun için web içeriklerini, Google’daki arama sonuçlarına göre organize etmek gerekiyor. Bu işi SEO uzmanları ve içerik yazarları yapıyor. Konuyla alakalı anahtar kelimeler belirlenmeli ve buna uygun içerikler yazılmalıdır.

Dijital Reklam Metinleri

Dijital Reklam metinleri dijital reklamların olmazsa olmazıdır. Reklam metninizin kısa ve vurucu olmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca “Eyleme Çağrı” kullanılmalıdır (örn. Hemen Ara!). Reklamı ne amaçla verdiğinize, sektöre ya da siteye uygun şekilde metinler hazırlanmalıdır. Eğer indirim, promosyon gibi stratejiler uygulanacaksa mutlaka metinde geçmelidir. Metinlere teknik açıdan da dikkat edilmelidir. Bütük-küçük harf kullanımı, Türkçe dil bilgisi kurallarına uygunluk dikkat edilmesi gereken önemli hususlardır. Ayrıca yaratıcı reklam başlıkları atmaya dikkat edilmelidir.

ileMesut Kagan Yıldıran

Dijital Sinema

Selüloit Sinema

Eski bir söylem olan, günümüzde kullanımı devam eden “film izleme” eylemi, teknik gereği ancak sinemada edimlenebilinecek bir sosyal olanaktır. Öyle ki “film” diyerek atıfta bulunulan şey aslında film şerididir. İlk kameralar görüntüyü bu film şeridi yani selüloitin üzerine kaydediyordu. Sinemada gösterim cihazları da bu film şeritlerini ekrana mekanik olarak ve doğrudan yansıtıyordu. Böylelikle sinema salonuna gitmiş olan bir seyirci, kelimenin tam anlamıyla, film seyretmiş oluyordu. Örneğin, en gelişmiş film şeridi olan IMAX selüloiti hala bazı sinemalarda gösterilmektedir. Selüloit haricindeki bütün versiyonlar ise Amerikalıların verdiği isimle Movie’dir.

Dijital Sinema

Elbette sanat sineması, sinema dünyasının küçük bir bölümünü kapsıyor. Geri kalan filmler, diziler, belgeseller, videolar vs. bir meta olarak; yapımcıları tarafından kâr amacı güdülerek üretiliyor ve satışa sunuluyor. Marketing ağını geliştirmek isteyen bu yapımcılar, teknolojik gelişmelerinde elvermesiyle, sinema salonlarının kısıtlamasından kurtulmak ve sinema salonuna gitmeyi tercih etmeyen asosyal tüketicilere de ürünlerini ulaştırmak istediler. Bu yöntem bizi dijital sinemaya götürdü. Sinema salonu, videokasetler, VCD, DVD, Blue-ray, TV ve nihayetinde Netflix, dijital sinema öncesi yolculuğun kilometre taşlarıdır.

Sinemanın Bir Meta Olarak Dijital Pazarda Satışa Sunulması

Bu düşünce ve gelişmelerin ilk ürünü videokasetlerdi. Analog olarak üretilen filmler videokasetlerle piyasaya sürüldü ve video kiralama dönemi başladı. Selüloit filmden dijital filme geçmeden önce piyasaya sürülen bu analog filmler ve bu filmlerin sunulduğu videokasetler genişleyen marketin ilk ürünleri olarak tüketicilerin karşısına çıktı. Analog filmlerin hemen ardından gelen teknolojik devrimle de “filmler” artık dijital sıfır birlerle VCD, DVD ve Blue-Ray aygıtlara aktarıldı. Bununla birlikte marketing ağı genişledi ve filmler gösterimden sonra da satışa çıkarıldı. Dijital alanda gelinen son nokta ise Netflix’di. Netflix evinde, yolculuk esnasında, işyerinde, kısacası kullanıcıların zahmetsiz ulaşabileceği her yerde, onlara film ulaştırabilmeyi başardı. Böylece filmler tamamen dijital pazarda satışa sunulmaya başlandı. 

İnternetin Yaygınlaşmasıyla Birlikte Movielerin Online Satışa Çıkma Yolculuğu

İster videokaset, ister VCD, DVD, Blue-ray, ister özel TV film kanallarından film satın alınsın. Her durumda gösterici cihazlara ve bir TV’ye ihtiyaç vardır. Bu kısıtlama, bir meta olarak üretilen movielerin dijital pazara açılmasının yolunu açtı. Netflix gibi platformlar istediğiniz cihazdan online bağlanarak “film” izleme olanağını kullanıcılarına sundu. Movielerin online satışa çıkma yolculuğunu Marketing-easly accessible-frofit (pazarlama-kolay ulaşılabilirlik-kâr) üçgeninden değerlendirirsek bu girişimin yapımcılar ve yayıncılar açısından son derece yararlı olduğu görünüyor. Sanatseverlere ise “Dijitalleşme sinema sanatını öldürdü mü?” sorunsalını tartışmak kalıyor.

ileMesut Kagan Yıldıran

Sinemada Teknik Devinim

Sinema tekniğinin dijital unsurlara ve dijital pazara evriminin elbette birçok tetikleyeni vardı! En önemlisi film yapım maliyetleriydi. Platoların kurulması, milyonluk kameralar, selüloit maliyetleri yapım aşamasının belirli başlı giderleriydi. Selüloit (film) ile çalışan kameraların ağır oluşu hareket ettirmek için çeşitli düzeneklere ihtiyaç olması maliyetleri arttırıyordu. Çekim sonrası selüloit filmin yıkanması, negatife veya pozitife aktarılması, bir kurgucu tarafından elle kurgulanması ise yapım sonrası maliyetlerdi. Tüm bu maliyetler yönetmenleri yapımcılara mecbur bırakıyordu. Özellikle Hollywood’un Altın Çağı olarak bilinen 50’li yıllar, yönetmenlerin kurgu odalarına dahi alınmadığı bir dönemdi. Bunun çok detayına girmeyeceğim ancak hayalinizde canlanması için şöyle bir örnek verebilirim: bir annenin doğumdan sonra çocuğunu göremediğini düşünün.

Analog Filmlere Doğru

Selüloit kameralarla çekilmiş ürünlere film, selüloit sonrası tekniklerle çekilmiş filmlere movie diyoruz. Bunu bir önceki yazımda ayrıntılı olarak tarif ettim. Selüloit filmin maliyetlerinden kurtulmak isteyen yapımcılara bir ara ürün tanıtıldı. Bu selüloit film ve dijital film arasında kullanılan analog filmlerdi. Küçültülmüş selüloit bir kasete yerleştiriliyordu. Boş kasetler yapımcılar tarafında satın alınıyor ve analog kameralarda kullanılıyordu. Bu kasetler çekimden sonra kurguya gönderiliyor, VTR denilen bir dönüştürücü ile bilgisayara aktarılıyordu. Böylelikle filmin fiziki yükü ve maliyetlerinden kurtuluyorlardı. Kasetlerden bilgisayara aktarılan ve artık dijital olan filmler (movieler) dijital kurgu programları aracılığıyla ek maliyetler gerektirmeden istenildiği gibi kurgulanabiliyordu. Hollywood’da kurgunun dahi çocuğu olarak bilinen Walter Murch dijital kurgu programı olan Avid için şöyle diyor: “İnanılmaz! Bir tuşa basıyorum ve tüm işlem geri alınabiliyor. Ben bunu selüloit ile asla yapamam.”

Sinemada Yaşanan Dijital Devinimin Tekniğe Olan Etkisi

Selüloit ile çalışan yani filmli kameraların maliyetlerinin yüksek oluşunun teknik ekibe kısıtlamalar getiriyordu. Örneğin istediği kadar selüloite sahip olamayan görüntü yönetmenleri mecburen filmi her açıdan çekemiyordu. Önceden incelikle hesaplanan açılarla çalışıyorlardı. Bu da sinema sanatının zanaat yönüydü. Bu selüloitlerin değiştirilmesi, yıkanması, kurgulanması ise başka bir zanaattı. 0-1’lerle çalışan dijital araçların yüksek disk kapasiteleri olduğundan, günümüz görüntü yönetmenleri filmlerini istedikleri her açıdan çekebiliyor, kurgu aşamasından filmi isterlerse baştan inşa edebiliyorlar. Bu da zaman içinde sinema zanaatının yok olduğu anlamına geliyor.

Sinema Filmleri Artık Dijital Pazarda Seyirciyle Buluşuyor

Bilindiği gibi sinemanın iki aşaması vardır. Üretim ve dağıtım! Yapımcılar üretim aşamasındaki maliyetleri dijital olanaklarla azalttılar. Hata riskini neredeyse sıfıra düşürdüler. Sonraki aşama dağıtım ağıydı. Dünya vatandaşlığı kavramı ve dünya vatandaşlarının dönüşen tüketim biçimlerine göre dağıtım ağının elbette gelişmesi gerekiyordu. Pasajların, cadde üstü dükkânların, mahalle kahvehanelerinin ve cafelerin yerini akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve akıllı televizyonlar aldı. Film dağıtım pratiği ise hemen bu koşullara uyum sağladı. Filmler ilk olarak analog dönemde kaset kiralama usulüyle satıldı. Teknolojinin imkânlarının gelişmesiyle filmler televizyonlarda da satılmaya başladı. Ve şimdilik gördüğümüz son nokta olarak bir dijital pazar olan Netflix ile filmler online olarak müşterileriyle buluşuyor.